Geçmiş toplumların yaşamlarını inceleyen Arkeoloji ile özellikle günümüz devletli toplumlarının işleyişine odaklanan Siyaset Bilimi, birbiriyle ilişkili benzer süreçleri ele alan, dolayısıyla birbirlerini tamamlayan alanlardır. Ancak aralarındaki arayüzün doğru tanımlanmamış olması, iki bilim alanı arasında bilgi paylaşımını engellemektedir. Esasen benzer süreçleri, toplumsal gelişim ve yaşam kurgusunu farklı açılardan da olsa ele alan ve inceleyen bu iki bilim alanının arasında kurulacak olan iletişimin düşünsel zenginlik kaynağı olacağına kuşku yoktur. Arkeoloji, geçmiş dönemlerin izlerini, onlardan kalan ancak atıl bilgi durumundaki verileri etkinleştirmek için günümüzün araç, yöntem ve bilgilerini kullanmak, Siyaset Bilimi ise modern dünya düzenini ve olası istikametini anlamak için geçmişten süzülüp gelen toplumsal dönüşümleri dikkate almak durumundadır.

Ne var ki, bu iki alanın birbirlerine epey “mesafeli” kaldığı sır değildir. Son dönemlerde botanikten zoolojiye kadar doğa bilimlerinin birçok alanıyla sıkı bir işbirliği geliştiren ve kazı ekiplerine kattığı ilgili uzmanlar sayesinde bulgularını çok daha anlamlı şekilde değerlendiren Arkeoloji, aslında antropoloji ve sosyoloji olmak üzere toplum bilimleriyle de yakın bir ilişki içinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bulgularını yorumlarken birçok doğa, toplum ve sağlık bilim alanıyla işbirliği yapmaktadır. Ancak toplumsal gelişim ve yönetim kurgularının yorumlanarak değerlendirilmesinde Siyaset Bilimi ile bir ilişki kurulmamış olması üzücüdür. Keza yapay zekâ algoritmalarından iklim çalışmalarına kadar çalışmalarına ışık tutabilecek doğa bilimlerine gittikçe daha fazla kulak veren Siyaset Bilimi de Arkeoloji çalışmalarına neredeyse tümüyle bigânedir. Öyle ki, “ilkel insan”ın düzen fikrine yabancı olduğunu varsaydığı gibi her bir ayrıntısını çalıştığı modern çağların başka hiçbir döneme benzemediğinden de emindir.

Oysa birbirlerinin benzeri, muadili ya da tamamlayıcısı olan bulgularının bir araya getirilmesi ve karşılaştırmalı olarak incelenmesi iki alan için de gerekli ve yararlıdır. Böylece her birinin çalışma dönemleri daha iyi anlaşılacağı gibi tarihin genel seyrini bütünlüklü bir şekilde kavramak da kolaylaşacaktır.

Bu nedenle, Siyaset Bilimi ve Arkeoloji çalışanlarla birlikte ilgili doğa ve sosyal bilimcilerin de katılacağı bir akademik tartışma ortamı başlatmak arzusundayız.

 

Prof. Dr. Erdem Denk

AÜ SBF Uluslararası İlişkiler Bölümü